Cinselliğin Anlamı

Neden ahlaki konuları ve problemleri ortaya atmalı? Sağlığa özen göstermek (örn. AIDS veya başka hastalıklara yakalanmamak) ve istenmeyen gebeliği önlemek yeterli değil mi?

Girişte de hatırlattığımız üzere, “ahlak yasası” bir hakikatin (hayatın ve onun yönlerinin) gerçek anlamını belirtmekten başka bir şey değildir. İnsanda bu anlam, doğanın geri kalanında olduğu gibi otomatik olarak gerçekleşmez, ancak bilinmesi ve özgürce istenmesi gerekir.

Allah bizi bu şekilde yarattı, öyle ki iyilik yapmakla biraz değerimiz olsun ve sevap işleyelim; ama tam olarak özgür yaratıldığımız için, bunun gerçek anlamını da saptırabilir, yani kötülük yapmak ve böylece sevabımızı altüst edebiliriz. Kesin olarak özgür olduğumuz için, kesin olarak içimizdeki anlam otomatik olarak gerçekleştirilmediği için, ahlaki soruyu üzerimizden silkemeyiz.

Düşünmeden edemeyiz; karar vermeden yapamayız. Hatta düşünmemeye ve karar vermemeye çalışsak bile, bu zaten bir düşünce ve seçim olurdu – ve en kötüsü de, insan varlığını nitelendiren bu özelliğe ihanet edilmiş olurdu. Hayvanlar gibi yaşamaya kendimizi bıraksak bile, hayvanlar gibi olamayız, çünkü hayvanlar ne yaptıklarını bilmezler ve karar veremezler (ve bunun için günah işlemezler, ama bizler günah işleriz!).

Başka bir deyişle, hayvanlarda ve doğanın geri kalanında, anlam otomatik olarak gerçekleşir, ama bizde durum öyle değildir. İyilik yapabiliriz, ama aynı zamanda kötülük de yapabiliriz, yok edebildiğimiz gibi aynı zamanda kendimizi (ve başkalarını) inşa edebiliriz, öte yandan kendimizi (ve diğerlerini) mahvedebiliriz.

Bu bizim onurumuz; aynı zamanda dramımızdır. Bu yüzden anlamamız, “eğitime” ihtiyacımız var ve iyilik yapmak için irademizi “eğitmeliyiz.” Aksi takdirde, yaşamın içinde ve hatta sonsuzlukta (cehennemde) başarısız olabiliriz.

Tam da ahlaki soruyu, yani anlam sorununu üzerimizden silkemeyeceğimiz için, cinselliğin anlamının ne olduğu sorusundan da kaçınamayız.

Aksine, bu hayatımızda çok önemli ve aynı zamanda özellikle de hassas bir faktördür. Ayrıca, duygusal yoğunluğa ve ona eşlik eden zevke bakıldığında, neredeyse zekâ ve bilinci gizleyen basit erotik dürtü tarafından sürüklenmek kolaydır.

Tam olarak cinsellikte,– Sevgi olan Allah’ın “Benzeyişinde ve suretinde” yaratılan ve de sevgiye, yani Sevgi’ye çağrılan insanın sadece onurlu olması değil aynı zamanda ne yazık ki elde ettiği zayıflığa–asli günah- sürüklenmesi de tesadüf değildir: Allah olmadan kendi başına idare etmek iddiası aslında cinselliğin yaşama biçimini de mahvetti (bkz. Yaratılış 3), böylece sevgi kolayca bencilliğe, karşılıksız bağışlama bir mülkiyete, kendini kontrol etme ise duyuların köleliğine dönüşür. Bunun için cinselliği gerçek anlamıyla yaşamak için bir mücadeleye (ve Allah’ın lütfuna) da ihtiyacımız var.

Kendimize sormamız gereken, genellikle insani olan soru, doğanın içinde bizim için yazılan (daha doğrusu Allah’ın verdiği) sonuçlarından kendini savunmak ya da yok etmeye çalışarak, o halde ne yapmalı, ne kadar yapmalı ya da nasıl yapmalı değil; bu eylemin otantik anlamını tanıyıp yaşamak,-Allah’ın yardımıyla da- bunun sonucuna göre hem yaşama biçiminde (meşru olduğu zamanlarda) hem de kaçınılması gerektiğinde davranmaya gayret etmektir.

Ancak bugün her zamankinden daha fazla “akıntıya karşı” olsa bile, neredeyse artık anlaşılmayacak ve yaşayanların alay konusu olsa da bu, davranmanın doğru (insani ve Hristiyan) yoludur.

Anlaşılacağı üzere, o halde bu sorun basit bir şekilde “isteği” takip ederek çözülecek bir durum değildir –ya da daha yumuşak bir ifadeyle “yüreğin” istediği şekilde (ki ona da sorulabilir veya sorulması gerekmez mi?)- nitekim yalnızca cinsel bir ilişkinin tehlikelerinden ve sonuçlarından (hastalıklar veya istenmeyen gebeliklerden) korunma endişesi söz konusudur.

Ahlaki (anlam) bir ölçüt olmadan cinselliğin yaşanması, şahsiyetimizin bu önemli faktörünü oldukça sık bir şekilde yapıcıdan “yıkıcı” ya dönüştürebileceği açıktır.

Cinsel arzunun yoğunluğu, eğer yönetilmezse, aslında birçok yönetimi devralabilir ve hatta birçok başka nimeti de imha edebilir: başkalarına saygı, sadakat, samimiyet, dostluk, hatta evlilik, bazen eylemlerimizi kapatalım diye bizi bir yalanlar zincirine sürükleyebilir, gebelik döneminde hâlihazırda kadının rahminde yaşayan çocuğu öldürmeye bile yol açar! (hatta bu sevgi ve yaşam gücünü ölümle alt üst edebilir!).

Biyolojik olarak bile çocuğun rahme düştüğü andan itibaren tamamen var olduğunu hatırlayalım (sadece 9 ay sonra doğması ve 18 yaşından sonra yetişkin olması ona yeterdir!) ve bu yüzden kürtaj gerçek bir cinayettir! (Gebeliğin 3. ayından önce ve sonra diyerek kürtaja izin verdiği o ikiyüzlü 194 sayılı İtalyan kanununda öngördüğü gibi), rahme düştükten hemen sonra (spiralden veya “sonraki gün” veya “5. gün” haplarından olduğu gibi bunlar rahim duvarında yumurtalanmayı önleyip, dışarı atar!).

Ruh bile (yani “ben”), gebe kalındığı andan itibaren Allah tarafından o yeni bedenle bütünleşir ve her insanla aynı onura sahiptir; o kadar ki sonsuza kadar sürecek ve diğer insanlar gibi o beden de dünyanın sonunda dirilecektir.

Kısacası, bu sadece sağlığı korumakla ilgili bir mesele değildir – bu toplumun bize öğrettiği ve hatta çocuklara öğretildiği tek ahlaki zorunluluk gibi görünüyor – (kondom öğretisi, gerçek etkinliği hakkında diğer şeyler arasında yalan söylüyor!) – veya bir hamileliği önlemek için (burda cinsel ahlak yoktur, hatta sözde kürtaj “hakkı”ndan söz bile edilmez!).

 

Kaynak: http://www.laviadellavita.it/morale_sessuale_148.html

BİZİMLE İLETİŞİME GEÇİN

Şu anda burada değiliz. Ama bize e-posta gönderebilirsiniz, en kısa zamanda size geri dönüş yaparız.