Haç’ın Anlamı

Biz, günümüzde Hristiyanlıkta Haçın anlamında oldukça zorlanıyoruz. Dolorizm (Acıcılık) mi? Mazoşizm (Özezim) mi? Kana susamış bir Tanrı iradesi mi? Bütün bunların hiçbiri değil. Fakat o halde Haçın ne anlamı var?

Litvanya’da haçlar tepesi. XIV üncü yüzyıldan beri art arda işgalcilere karşı ulusal kimliklerini göstermek için Litvanyalılar buraya haçlar, tespihler, heykeller bırakırlar… Sovyet rejimi tarafından üç defa ortadan kaldırıldığı halde bu tepeye yine sıkça gidilmektedir.

Rio de Janeiro’nun haç yolu zamanında, Papa François gençlere: “Hiç kimse oraya kendisinden bir şey bırakmadan ve kendi yaşamına İsa’nın Haçından bir şey taşımadan, İsa’nın Haçına dokunamaz” diyordu.

Birçokları vay canına diyecektir! Fakat Hristiyan dini Haç üzerinde neden bu denli ısrar etmektedir, yani sınavlar, zorluklar, bu sanki neşeli bir şeymiş gibi, acı çekmekten sanki neredeyse mazoşist bir zevk alınabilirmiş gibi? Düşünmesi dayanılmaz Haç çilesi çağdaşlarımızı dehşete düşürmektedir. Haklı olarak. Ve görünen o ki, ağrılarımızda ve sınavlarımızda İsa’nın acılarına bu tür bir “yapılandırma” da korku verebilmektedir. Bu tarz bir inanç tasarlamasının, çağdaşlarımızda erteleme ve ilgisizlik oluşturduğu anlaşılabilir.

İsa, bir sadist mi?

Yine de, Matta incili biçimseldir: “Eğer birisi benim arkamda yürümek isterse, o kendinden vazgeçsin, haçını alsın ve beni takip etsin” der İsa.

Bu, İsa’nın şakirtlerini acı çekmeye zorlaması mı demektir? O’nun acı çeken kişileri gerçek şakirtleri olarak gördüğü ve buna göre, ne kadar çok acı çekilirse İsa’nın bizi o kadar çok sevdiğine dair o eski fikri pekiştirdiği mümkün olabilir mi? Zamanını, iyileştirmek ve her çeşit acıları dindirmek ile geçiren O’nun, sanki “Acı duyunuz ve benim şakirtlerim olursunuz” demek istediği nasıl düşünülebilir?

İyileştiren, yatıştıran bir İsa ile “kendinden vazgeçerek” ve haçını taşıyarak onu takip etmeyi isteyen İsa arasındaki paradoksun anlaşılması kolay değildir.  İsa’nın bu dediğini anlamak için, ekseriyetle, kendimizi bunu deneyenlere çevirerek, onların kendi denenmeleri içinden, biz de kendimiz için incilin bu paragrafına bir anlam verebiliriz.

Anlaşılmaza anlam vermek

Birçok mistik, İsa’nın bu “ haçını almak” davetini şiddetle hissetmişlerdir. Bunlar arasından Madeleine Delbrêl, Hristiyan düşüncesinin bu boyutunu çok derinleştirmiştir. Madeleine hem bedensel (sık sık hasta ve bitkindi)  ve aynı zamanda psikolojik olarak da acı çekmekteydi.   Buna bakarak, daha az neşe dolu ve daha az sürükleyici de değildi.  Fakat Haç üstüne bu yazdığı, onun Hristiyan yaşamının bu bakışı üstüne ne kadar meditasyon yapmış olduğunu anlatabilir:   «Haç ne dünya ne de bizim için tercihe/isteğe bağlı değildir.  Kabul edilen Haç ve alınan Haç bizim çalışmamızın en büyük/en önemli kısmıdır. Bu Haç çalışması bizden de bir olgu durumudur: “Siz İsa ile çarmıha gerildiniz.” Bu bizim temel çalışmamızdır, kalanı daha sonra gelir. “Benim müridim olmak isteyen, haçını alsın” ve yalnızca sonra, “beni takip etsin”.  Dünya çarmıha gerilen Mesih içinde güçlü/etkili olarak kurtulur ve biz Mesih’in sevincini acı duyan ve acılı kalacak olan bir dünyaya vereceğiz. Dünyayı kurtarmak ona mutluluk vermek değildir. Ona sorununun anlamını ve hiçbir şeyin ondan söküp alamayacağı bir sevinç vermektir.”

Madeleine ne demek ister? Hepimizin sınavlarımız var, belki bazılarının diğerlerinden daha çok, fakat bu tüm insanlığın ortak payıdır. Ve nasıl ki Mesih, dünyanın acısına katılmak ve böylece onu kurtarmak üzere korkunç bir ölümü kabul etmişse, biz de aynısını yapabiliriz.    Dolorism/Acıcılık bakımından değil fakat herkesin acısının yapılandırılması bakımından. Ve eğer herhangi bir dindarlık, yüzyıllardır Mesih’in acı duyması ile bizi kurtaracağını ya da acısını sunmak gerektiğini söyletti ise de bugün bu aynı şekilde söylenmeyecektir. Mesih bizi acısıyla kurtarmaz fakat acının en aşırısına kadar verdiği canıyla kurtarır. O halde ortak acıya katılarak acı duymak canını vermektir ve aynen bununla anlaşılmaz görünene anlam vermektir.

Sınavda, Tanrı iradesini bulmak

Auschwitz’te işkence gören Edith Stein’da bu tecrübesi yaşadı.  Onun tezinin empati üstüne olması bir tesadüf/rastlantı değildi. O önceden şunu öngörmüştür ki bir acı önünde söylev olmaz ve tek cevap diğeri ile ilişkiye girmektir.  Karmel’de, Haçın Thérèse-Bénédicte’i  adını almış, Haçın ayaklarında, Bakire ve Mesih’in kendi acılarına kapanmayıp başkalarınınkilerini de karşıladıklarını anlayarak Meryem’e dikkatle bakmayı  seviyordu. Édith, (yüz kişilik) bölük komutanında ve (İsa ile aynı anda çarmıha gerilen) hırsızda Haçın doğurganlığını sezmişti: her ikisi de sevgiye açılırlardı. Fakat Nazi soykırımının / Shoah’nın zulmünde acele etmemişti. O bir İsviçre karmeline sığınabilirdi, fakat kız kardeşi olmadan bu ona imkânsız geliyordu ve o mensup olduğu Yahudi halkının kaderine derinlemesine bağlı kalmayı arzu ediyordu, insanî olaylarda oluşan Tanrı’nın iradesini görerek O’nu karşılamak istiyordu. Tabii ki bu, Tanrı’nın Nazi Soykırımı’nı /Shoah’yı ve sürgünleri istediği anlamına gelmez. Fakat böyle olaylarda Tanrı’nın iradesi kendini gösterebilir. Ve bu karşımıza çıkan ve bizim seçimimiz olmayan tüm sınavlar için geçerlidir/doğrudur.

Başkalarının acılarını taşımak

O zaman uygulamada İsa’nın: “O Haçını alsın” emrini nasıl yaşamalı? Şüphesiz basitlikle. Aziz Paul’ün daha önce dediği gibi dünya doğum sancıları acısı çekiyor. Ve biz Simon de Cyrène gibi, başkalarına haçlarını taşımalarına yardım ederek, onları teselli ederek, ağrılarını paylaşarak ve onlara refakat / yardım ederek, onların acılarını taşımalıyız. Bizimki ile ortak ağrıyı birbiri ile birleştirerek. İsa’nın arzu ettiği şakirt acı çeken değil,  başkalarının acılarını ve kendisininki canlılık içinde kendisi ile taşıyandır.

Ve o zaman daha az ünlü olmayan söz gerçekleşir: “Benim boyunduruğumu üzerinize alınız ve kendinizi benim okuluma koyunuz, çünkü ben kalben tatlı ve mütevazıyim ve sizin ruhlarınız dinlenecek.    Evet, benim boyunduruğum taşıması kolay ve benim yüküm hafiftir” (Mt 11,29-30). Ve şüphesiz, burada da Madeleine Delbrêl’in daha yukarıda bahsettiği sevinç, nereden geldiği belli olmayan ve “hiç kimsenin söküp alamayacağı” bir teselli olarak verilmiştir.

 

__________________________________________________________________________________

Sophie de Villeneuve

Kaynak: LA CROIX – CROIRE

https://croire.la-croix.com/Definitions/Lexique/Pourquoi-chretiens-insistent-ils-tant-croix-2019-10-29-1701057315?&PMID=41b6478d74c0576217ade666ecdd9261

BİZİMLE İLETİŞİME GEÇİN

Şu anda burada değiliz. Ama bize e-posta gönderebilirsiniz, en kısa zamanda size geri dönüş yaparız.