Diriliş’in ışığına bizi ne götürebilecek?

Hepimiz korkmuş, dağılmış, gece karanlığında kaybolmuş şakirtler gibiyiz. İnsanlık bedenin zayıflığında yara almıştır. Korona virüsünün bu trajedisinde insanlık kendisini birlik içinde bulur: Bireysel ve toplumsal olarak hayatta kalma korkusuyla ve aynı zamanda kötülük, hastalık ve ölümün üstesinden gelme arzusu ve çabasıyla birleşmiştir. Aslında başka koşullarda diğer birçok sağlık trajedisi durumlarında böyle olmamıştır.

İnsanlığın oluşturduğu aile, yaşama arzusunda birleşmiştir. Ancak fark ediyoruz ki nihayetinde bu yeryüzü sonsuza kadar kalacağımız bir yer değildir. İnsanda yaşamın ve yeryüzünün mutlak üstadı olma yeteneğinin imkânsızlığı bellidir. Bir gün var olma kıyısını geçip sonsuzluğa çağrılacağız. İnsanın son zayıflığı ölmektir.

Sonsuz sevgisinde, Allah’ın Oğlu bize yakın oldu; Mesih İsa yeryüzünün acısını, ıstırabını ve sonunu kabul etti. Allah bedenimizin alçakgönüllülüğünü kuşandı; O’nun mütevazılığı ölümünde açığa çıktı. Mesih İsa yaralı doğamızı, ölümümüzü ve günahımızı Haç üzerinde taşıdı.

Ölüm, korkunun eski kökenidir ve korku, mağlup edilmeyi reddetmektir. Ölüm, daha güçlü olabilecek bir kötülüğün, yani ikinci ölümün sembolüdür. Fakat haça gerilmiş İsa’da ölümün ve kötülüğün, ölümün ve günahın üstesinden gelinmiştir; Mesih’in ölümünde her birimiz için sonsuzluk ilacı vardır. Gerçekten de Allah bizi hayat için yarattı. Ebedi hayat için var etti.

Peki, bizler ne yapacağız, nasıl düşüneceğiz, nereye gideceğiz? İsa’nın öğrencileri olarak tek bir cevabımız var:

 Rab’bi aramak. Bitmeyen geceye rağmen, en büyük görevimiz, sabahın erken saatlerinde, hâlâ karanlık iken, Meryem gibi Rab’bi aramaktır. Rab’bi aramak ne anlama gelir: O’na imanla kendimizi emanet etmek demektir.

 

Sevgiyle: O’nun için ve insanlık için.

 Muazzam ve aşırı sevgisinde, Meryem, akşam yemeği sırasında, İsa’nın ölümünden önce, Rab’bin ayaklarına kokulu yağ sürüyor (Yh 12,1-7). Rab’be olan yaralı sevgisinde, Meryem O’nu ölümden sonra da Paskalya sabahında arıyor (Yh 20,1-18); aynı sabah, Meryem’in götürdüğü haberden sonra, İsa’nın öğrencileri Yuhanna ve Petrus mezara doğru koşuyorlar: Sevgisi sayesinde önce Yuhanna anladı: “O zaman mezara ilk varan öteki öğrenci de içeri girdi; gördü ve iman etti” (Yh 20,8).

 

Neden O’nu aramalıyız?

Hangi nedenle? Bir arkadaş ve Rab olarak Diri olan O’nunla bir araya gelmek için. Gerçek olan, sözlerine sadık Biri olan O’nun ile buluşmak için. İnsanlığımızı Göğe taşıyan, İnsan olan Söz olarak O’nun ile karşılaşmak için. Dirilmiş İsa tek Yol, Gerçek ve Yaşam’dır. O, ebedi hayattır. İnsan doğamızın eşsiz umudunu bulmak için O’nu aramalıyız: Sevgi olan O’nda hayatın anlamını bulmak için O’nu aramalıyız.

Cevap bulma ve anlama yetersizliğimizden dolayı bu bize acı çektirecek olsa bile, Allah’ın Gizemi’nin bizden sonsuz derecede büyük olduğunu kabul edelim. Bu Gizem, bir yandan bilmece olarak var olur, ama diğer yandan Allah’ın sevgisine girmek için sınırsız bir imkândır. Allah’ın Oğlu Mesih İsa’nın çarmıhta acı çekmesi ve ölmesi, Aziz Fransua için tüm kendi acılarını kabul etmesi ve bedenini katı bir tövbe uygulamasına tabi tutması için yeterliydi. Bütün bunlar, Haç’ta kendisini gösteren İsa’nın sevgisi uğrunadır.

 

Dirilmiş O’nu nerede aramalı? İmanlı topluluğunda, Kilise’nin birliğinde, Efkaristiya’da ve kutsal Gizemler’de O’nu aramalıyız. Gerçek sevgide kardeşliğe dönersek, Havari Tomas gibi, Diri Mesih’i birliktelikte bulacağız (Yh. 20,19-29). Birbirimiz olmadan yaşayamayız. Sevgi olmadan yaşayamayız. Azizler bunu bize kanıtlıyorlar. O’nu kendi kişisel acılarımızda ve başkalarının kederine karşı merhamet ederek arayalım. İncil’i okurken O’nu arayalım. O’nu arayalım ve böylece O’nu bulacağız, çünkü O da bizi aramaktadır.

________________________________

Peder Martin Kmetec, OFMConv.

 

BİZİMLE İLETİŞİME GEÇİN

Şu anda burada değiliz. Ama bize e-posta gönderebilirsiniz, en kısa zamanda size geri dönüş yaparız.