Yaşamak ve İzlemek: 800 yıllık Fransisken Kuralı

  


BAŞLARKEN

Başka bir yıldönümü… Ama bir müzeye yapılan zorunlu bir ziyaret gibi değil!

1221’de, “Kural” adlı bir metnin ortaya çıkmasının nihai sonucuna erişildiği “hikaye”lerden biri, Hristiyan geleneğinde tamamlanıyordu. Peki, bu söz konusu metnin “edebi türü” nedir? Bizim için “kural” kelimesi büyük olasılıkla kendini savunmanın içsel bir dürtüsünü uyandırır, çünkü az çok bilinçli olarak bu ifade, sabit ve nizamlı, hatta kısır bir şeye atfeder gibi görünüyor. Ancak daha yakından bakıldığında durum böyle değildir. 800 yıl sonra Regula non Bullata (Rnb), yani Mühürlenmemiş Kural’ı okumak, aslında, insanın ruhunu açan ve temiz havanın yüreğe girmesini sağlayan bakış açılarının ve sonuna kadar beliren ufukların hissidir!

Evet, 800 yıl geçti ve bir “yıldönümü” kutlaması kaçınılmaz oldu. Burada da hemen, başka bir hareket –ama bu sefer bir isyan– içimizde belirir: “Yine bir yıldönümü! Ne gerek vardı?” Şöyle yapalım: Bu soruyu –“Bir yıldönümüne ne gerek vardı?”– hemen cevaplamayalım ve onu arka planda bırakalım. Bu yıldönümünü, müzeye gidince hiçbir duygu hissetmeden ziyaret edenlerinkine benzer bir riske kapılmadan, yani sıradan bir turist merakıyla, kendinde canlı canlı bir şeyler duymadan kutlamaktan kaçınmaya çalışalım; “o veya şu müze ünlüdür” diye belki ziyaret etmeye sadece “mecbur” kalmışsındır. Bunun yerine, girildiği gibi çıkılmayacağını bilerek bir müzeye giren ve başyapıtlara hayranlıkla bakan o “ciddi turistler”den olalım. Bu nedenle, ne yazık ki tarihsiz ve yazarsız bir başyapıt olsa da, adı Mühürlenmemiş Kural olan bu sanat eserinin karşısında hayranlıkla kalalım!

 

Devamlı dinleyerek…

Mühürlenmemiş Kural’da İncil’e dayalı hayat kesitleri

Tarihsiz ve yazarsız canlı kayıt

Tam da böyle! Kesin ve net bir tarihlemesi olmayan bir eserden bahsediyoruz veya daha doğrusu, metnin farklı parçaları için birçok tarihe, çeşitli tarihlere atıfta bulunmalıyız. 1221 tarihi, sürecin durduğu andır, tabiri caizse “son tarih”tir. Peki, yazarı Aziz Fransua mıdır? Kuşkusuz Kural’ın kalp atışını sağlayan, bileştirici dokusuna Ruh’un hayati damarlarını aşılayan odur. Ancak bunun “bütüncül bir kural” olduğu, kardeşler ve gerçeklerle diyalog içinde tasarlanmış ve geliştirilmiş bir çalışma olduğu söylenmelidir. Assisili Aziz Fransua, Papa Fransiskus’un en etkili ilkelerinden biri olan “Gerçeklik, fikirden daha üstündür” (Evangelii Gaudium, no. 231-233) sözlerini günümüz zamanından çok öncesine çekti. Aslında elimizdeki masa başında yazılan bir kural metni değil, hayatla diyalog içinde doğan bir şeydir. Her şeyden önce, bir “kâğıt parçası” değil, “yaşamın bir parçası”dır. Nitekim yazılı olarak metin, sürekli somut gerçekliğe kulak vermekten doğan sorulara cevap vermeye çalışır. Bununla birlikte, Mühürlenmemiş Kural’da gerçek soruları “canlı kayıt halinde” yakalayabilen ve etkili yanıtlar sunabilenlerin dâhiyane yeteneğini buluruz. Evet, buradaki deha, soyut olanları değil, daha etkili ve kişinin ilk kendi “teninde” hissettiği temel soruları algılayarak cevap verme becerisine sahip olmasıdır; bu sorulara “ikna edici” cevaplar vermesidir. Sadece o an “doğru” göründükleri için değil, aynı zamanda yüzyıllar boyunca aynı dalga boyunda başkalarının sorularına güvenilir cevaplar verdiği için ikna edicidir. Sekiz yüz yıldan sonra hâlâ buradayız, bu sezgilere uyumlu bir şekilde yanıt vermeye çalışıyoruz, çünkü bizler buna değeceğine “ikna olduk!”

Bu sanat eseri Mühürlenmemiş Kural’da çarpıcı olan, her şeyden önce, onun tutkulu doğasıdır. Okurken, bir şeyler uygulamak için kurallar koymadığı, zira ilişkiler kurmak için koordinatlar belirlemeye çalıştığı hemen anlaşılır. Din bilginleri için değil, öğrenciler için bir metindir (Bkz. Matta 13,52). Ayrıca, yaşamsal enerjiyi en üst düzeyde ortaya çıkaran ilişki, kişinin kendi hayatı için gerçekten bir hazine olarak tadını çıkardığı Rab İsa ile olan ilişkidir. Gerçekten hayatımızda tadına varılmış bir ilişkidir! Beden ve ruhen! Şundan emin olabiliriz: Mühürlenmemiş Kural’ın başlangıcı, Küçük Kardeşler Kuralı’nın ve yaşamının “Rabbimiz İsa Mesih’in öğretisini ve örneğini izlemek” (Rnb I, 1)” ve İncil’i yaşamak olduğunu kesin bir şekilde beyan eder. Takip eden ardı ardına bölümlerde, bu İncil’in yaşanması için -bazen özet olarak, bazen de yürekten derin ifadelerle- bir dizi talimatlar belirir. Aziz Fransua ayrıca, İncil’i yaşamak için her şeyimizi bırakmaya ve yolumuzda ayağımıza takılan her şeyden kendimizi kurtarmanın çeşitli şekillerini bize öğütler. Yalnızca hayatımızda mevcut olan Rab İsa ile olan buluşmanın hayranlığı ve tesellisiyle yaşarsak, “kendine ait hiçbir şey olmadan” yaşamak anlam kazanır (Rnb I, 1); aksi halde yoksulluk ilkesi üzüntü verici olur. “Bizim Yaratıcımız ve kefaretimizi ödeyen Kurtarıcımız dışında başka hiçbir şey arzulamayalım, başka hiçbir şey dilemeyelim, başka hiçbir şey bizi hoşnut etmesin ve neşelendirmesin. Tek gerçek Allah’ı istemeliyiz, çünkü O mükemmel iyilik, tam iyilik, bütün iyilik; gerçek ve en yüce iyiliktir” (Rnb XXIII, 9). Belki de, eğer tüm beklentilerimizi aşan böyle bir hazinenin, yani İsa olan hazinenin, Allah’ın Oğlu’nun her birimize yönelttiği ve beraberliği doğuran o son derece sevecen bakışının hazinesinin sevincine kapılmaksızın önce “her şeyi satmak” isteseydik, ilk kardeşleriyle birlikte Aziz Fransua bize bunun üzüntü verebileceğini söylerdi.

Tinselcilik değil, tinsellik

Rabbin ruhu, alçakgönüllülük, sabır, temiz bir saflık ve ruhun gerçek selametini arar (Rnb XVII, 15-15)

Bu metnin en büyüleyici “renkleri” ve “tonları” arasında şüphesiz onun sadeliği vardır. Ama dikkat: Kolayca basitleştirmenin sıradanlığından değil, mücadele eden, her şeyi bir arada tutabilen kırmızı çizgiyi görebilenlerin keskin zekâsından bahsediyoruz. Bu nedenle, Mühürlenmemiş Kural’ın bütünlüğünü bir arada tutan şeyin, Ruh’taki yaşamın bütünsel merkeziliği olduğu görünür. Bu ne demektir? Burada da her şeyden önce yaşam ile diyaloğa girmek anlamına gelir! Assisili Aziz Fransua, Kutsal Ruh’un doğasıyla ve nasıl davrandığıyla ilgili bilgisini önce ortaya koymamaktadır. Bundan ziyade, Ruh’un sesinin tonunun ne olduğunu anlamasını sağlayan şey, günlük yaşamın sert toprağı olmuştur. Aziz Fransua’nın büyük bir iman dikkatiyle duyabildiği Kutsal Ruh’un sesi, kendine özgü ve çok hassas bir tınıya sahiptir! Fransua, Kural’ın herkes için iyi yollar göstermesini ve teslim etmesini sağladı, Rab’bin Ruhu’na sahip olarak yaşanmasını mümkün kıldı. Böylece, sekiz yüzyıl sonra bizim için de bazı verimli işaretler sunmaktadır; tinselciliğe dayanmayan yönergeler, yani ideolojik olarak yaşamın ötesine kurulmamış ama tinsel olanları belirtti, nitekim bunlar, insanlar arasında yaşayan Ruh’un solunan havadaki nefesinin titreşimleriyle “yakalanırlar.” Bu tinsel yönergeler nelerdir? En azından en değerlileri hangileridir? Belki bazı kilit noktalar etrafında özetlenebilirler:

  • Olağan somutluk: Mühürlenmemiş Kural, bazen çelişkili, bazen de ümit verici mayalarıyla, parmaklarını varoluş hamuruna sokar; her halükarda, verimsiz kurallar belirlemeyle uğraşmaz ve en büyük kaygısı, tüm biçimleriyle hayata bakmaktır. Hayat yolculuğunu önemser! Yapıların korunması üzerinde ısrarla durmaz. Burada, Kural’ın mekânlara sahip olmaktan ziyade, süreçleri başlatmakla meşgul olduğunu ekleyebiliriz (Bkz. EG 223).
  • Alkışlanmaya can atmamak: Binlerce şekilde -ve bazen bu konuda Aziz Fransua neredeyse dizlerinin üzerinde yalvaracak kadar- dikkat etmemizi istiyor, şöyle ki, anlamlı hayat sürdürelim, evet, ama gösteriş yapan bir anlamın kurbanı olmayalım. Aziz’imiz sınırın ne kadar ince ve sinsi olduğunu iyi biliyordu: Bizi izleyenlerin çok olduğu, çok fazla alkış, sosyal ağlarımızda çok sayıda beğeni veya takipçi var olduğu için “İncil’i yaşandığımızı” düşünerek kendimizi kandırabiliriz. Bu nedenle, mütevazı bir uyanıklık gereklidir, çünkü “Bedenin ruhu gerçekten, eylemde bulunmadan çok daha fazla sözlere sahip olmak ister. İnancı ve ruhun içsel kutsallığını aramaz, insanlara dıştan görünen bir dindarlık ve kutsiyet ister ve arzu eder” (Rnb XVII, 11-12). Bazen buradaki risk, sadece parıldayan bir pencereye “kehanet” demek olabilir. Fakat Aziz Fransua bunu öngörmüştü: Kehanet bir sahne gösterisi değildir ve çok fazla alçakgönüllülük, çok fazla ihtiyat gerektirir… Nitekim peygamberlerin sonu genellikle kötü bitmiştir.
  • Büyük bir zaman kaybı: Mühürlenmemiş Kural tarafından sarf edilen kelimeler, kardeşlerin dua için vakit ayırmada cimri olmamalarını sağlamak için oldukça boldur: “Bütün kardeşlerim kendimizi çok iyi koruyalım ki bir ödül, iş veya yardım etme bahanesiyle aldanıp aklımızı ve yüreğimizi Rab’den uzaklaştırıp koparmayalım. Ama kutsal sevgi olan Allah’ta, bütün kardeşlere, kıdemli kardeşlere ve diğerlerine yalvarıyorum: Tüm engelleri uzaklaştırıp, bütün kaygıları ve endişeleri bir kenara koyup, yapabildikleri en iyi şekilde, temiz yürekle ve lekesiz ruhla Rab Allah’a hizmet etsinler, O’nu sevsinler ve övüp tapsınlar çünkü Rab’bin her şeyden çok istediği budur. Kendi içimizde, daima her şeye Kadir Allah’a, Peder’e, Oğul’a ve Kutsal Ruh’a bir konut ve ev inşa edelim” (XXII, 25-27). Bu gerçekten manevi bir çağrıdır: Görünüşte kısır görünen, gerçekte manevi yaşamı besleyen zamanlarda yaşamanın cömertliğine olan çağrıdır. Aziz Fransua’ya göre, dua etmeye olan bu sadakat azmi olmazsa, her şey saçmalık ya da en iyi ihtimalle, gönüllü bir neşe vermeyen çaba olma riski taşırdı.

“Fransua-karşıtı”na karşı. Yalnızca Kardeş olmak!

“Kendi ruhlarınızı ve kardeşlerinizin ruhlarını koruyun. Bütün kardeşler, hiçbir şekilde güç sahibi olmasınlar ya da kendi aralarında üstünlük kurmasınlar” (Rnb V,1.9).

“Mesih-karşıtı” olduğu gibi (Bkz. 1.Yh 2,18), “Fransua-karşıtı” da vardır. Peki, burada farklılık yaratan, kardeşlik yaşamının kalitesine bağlılık mıdır? Elbette ki burada fark yaratan salt kardeşlik hayatı değil, o hayatı yaşamaya olan ilgi ya da tam tersine, ona olan ilgisizliktir. Mühürlenmemiş Kural, İsa’yı izleyenlerin kardeş olarak yaşaması için hiçbir öğüt vermekten kaçınmaz. Neredeyse bir tür “dogma”, deyim yerindeyse metnin satırları arasında kavranabilecek bir damıtma, şöyle bir ifadeyi söylemeye iter: Hiçbir şey, kök salan bir yaşam tarzı olarak korunması gereken can-hayat olan kardeşlik bağları tutkusundan uzaklaşandan daha fazla “Fransisken-karşıtı” (daha doğrusu Hristiyanlık-karşıtı) değildir!

Fransua başkasına karşı hissettiğimiz her türlü ilgisizlikten dolayı bizde yapıcı bir korku uyandırmaya gerçekten kararlı görünmektedir ve gerçek hayattan alınan birçok tavsiyenin ana hatlarını çizer, böylece ötekinin bizim için her zaman bir “zorunluluk”” olduğu, bizi çağıran bir ses, dikkat etmemiz gereken biri olduğu inancına sarılırız. Fransua bunu yapmanın birçok yöntemini bize sunuyor! Yüzyıllar sonra bunlardan bazıları, daha önce hiç olmadığı kadar tüm cazibesinin parlaklığını korumaktadır:

  • Sahte olmayan dostluk: “Asık suratlar”, inatla kendi içine kapanışlar, görünüşte alçakgönüllü (ama sıkıcı ve baskıcı) davranışlar, karşı konulacak düşmandır! “Kardeşler dışarıdan üzgün görünmekten sakınsınlar ve ikiyüzlüler gibi yüzlerini asmasınlar. Rab’de neşeli, sevinçli ve sevimli kişiler olarak görünsünler” (Rnb VII, 16). Yani her zaman gülümsemek mi gerekir? Bahse konu bu değil! Bu, sağda solda sergilenen ucuz gülüş sahteciliğinde uzmanlaşmak anlamına gelmemekle birlikte, her zaman değişken ve huzursuz olan kendi duygularımızın ağırlığından dolayı kendimizin zulme uğramasına izin vermemek esas olacaktır. Kalbimizi üzen şeyleri elbette dile getirmeliyiz, ama sıkıcı huysuzluğumuz başkasının yüzüne yansıtılmamalıdır.
  • “Aşırı hassas” olmaya karşı anestezi: Çoğu zaman karşılaşılması gereken “cüzamlılar”, yüzleşilmesi gereken sert ve zor yakınlaşmalar vardır. Burada da Mühürlenmemiş Kural bizi uyarır ve “uyuşturmaya”, içimizde bizi uzaklara kaçmaya, kendimizden uzaklaşmaya götürecek olan iç sesleri susturmaya davet eder. Buna karşılık, Kardeşlere yöneltilen davet ise onların “Değersiz ve hor görülen kişilerle, yoksul ve güçsüzlerle, hastalarla, cüzamlılarla ve yol kenarlarındaki dilenciler arasında yaşarlarken mutlu olmalarıdır” (Rnb IX, 2). Kendisinden kaçmak istediğimiz kardeş eğer yoksul insan ise, görev kesinlikle daha zor hale gelir: Çünkü onun sesi planlarımızı bozar, uzattığı eli beni yeni birleşme yolları bulmaya zorlar, bakmak istemediğimiz yaraları ise bizi yeni bir duyarlılığa davet eder (ama bu sefer uyuşturmak için değil!): Nitekim İsa’nın merhametli yüreğinin duyarlılığıdır.
  • Cesaret toplamak: Acıdan öğrenmek. Kardeşlik hayatının kolay ve romantik bir yürüyüş olmadığı, Kural’da çok açık yer alan bir farkındalıktır. Kardeşlik yaşamından bahsetmişken çarpıcı olan şey, bazen karşılaşabileceğimiz acı verici zorlukların Fransua için bir fırsat olarak memnuniyetle karşıladığı bir şey olmasıdır; hatta buna “lütuf” bile derdi! Karşı karşıya olduğumuz zorluk (ki bugünler gerçekten de öyledir!), en çok korktuğumuz veya bizi en çok huzursuz eden insanların, her zaman onlardan kaçmak zorunda kalmadan kendimize dokunmalarına izin vermemizdir. Yeni bir şey öğrenebiliriz, en azından o özgürlüğün bir tutamından, belki de hafif bir duraksamayla, “yeniden dirilmek için ölmeyi” başardığımızda keyif aldığımız zaman öğrenebiliriz.

Az önemli görünenlerden daha önemsiz olmak. “Küçüklük” kavramı.

Hiç kimse başrahip diye adlandırılmasın, fakat tüm kardeşler kayırılmaksızın küçük kardeşler olarak adlandırılsınlar (Rnb VI,3).

“Küçük Kardeşler.” İşte Aziz Fransua’nın güvenmeyi ve bu Kural’a göre yaşamayı seçenlere vermek istediği vaftiz adı. Küçüklük! Binlerce anlama ve hayal edilemez çeşitlikte görsellere sahip bir kelime. Hepsini kapsayan tek bir özet formül bulmak mümkün müdür? Bu özete ulaşmak için birçok etkili girişim gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte, kapsamlı olduğunu iddia etmeksizin, muhtemelen “küçüklük” kelimesinin “az önemli görülenlerden daha önemsiz olma” seçeneği olduğu varsayılabilir. Evet, bu bir peygamberlik tanıklığıdır! Evet, bu yaşanması neredeyse imkânsız olan, ancak kendimizi herhangi bir şekilde büyük görme veya sahiplenme riskine karşı bizi uyarma yeteneğini koruyan bir çekirdektir. Peki, bu bir erdem midir?

  • Daha doğrusu, belki de küçüklüğün -alçaltıcı ve sıradanlaştırıcı olma riskiyle birlikte- o kadar da salt bir münzevi tutum, yani bir dizi davranışsal seçenek olmadığı; neredeyse “iç kişisel mükemmellik” arayışı içinde kendi başlarına seçimler olmadığı söylenmelidir. Bundan ziyade, küçüklük hayatta yer almanın bir yoludur ve bu anlamda insanlarla, yaratılışla, Allah ile bir ilişki içinde olmanın yoludur. Küçük olarak adlandırılan kardeş, tüm her şeyin Allah’tan geldiğini tüm akciğeriyle soluyarak kabul etmekten asla yorulmayan ve bu nedenle “minnettarlık hali” içinde yaşamaktan vazgeçmeyen biridir.
  • Toplanmak; birlikte muhakeme etmek: Bunlar belki de günümüz kilisesinde en yaygın ifadeler arasındadır. Biliyoruz ki bir şey hakkında çok konuştuğumuzda, bunun nedeni muhtemelen onun eksikliğini veya aciliyetini hissetmemizdir. Ya da gerçekten bir şeyler kaybetmeye korktuğumuz için toplantıda bir araya gelmeye ya da birlikte muhakeme etmeye çekiniriz. Bu terimler moderndir; Aziz Fransua bu kelimeleri bilmiyordu ya da kullanmıyordu. Yine de Mühürlenmemiş Kural’da çeşitli itaat biçimlerine çok sık yapılan atıflar, karşılıklı dinleme ve hizmetin arka planını oluştururlar: “Ruh’tan gelen sevgi sayesinde memnuniyetle karşılıklı olarak birbirlerine hizmet ve itaat etsinler” (Rnb V, 14). Küçüklük ayrıca şudur: “Hakikati” kendimiz için üreten biz değiliz, zira bize daima “dışarıdan”, “Ruh’tan gelen sevgi ile” karşılıklı dinleme yoluyla verilir.
  • Küçüklüğün yaşamsal ve etkili özeti belki de mal ve mülkün elden çıkarılması mantığında tanınmalıdır. Mühürlenmemiş Kural bu mantığı çoklu ve tamamlayıcı bakış açılarına göre sıralar; -geri vermek, armağan etmek, karşılığını vermek, övmek, şükretmek, kutsamak- hepsi kendisi için hiçbir şeyi tutmayan bir kişinin tutumunu nitelendirir (Rnb XXIII).

Bereketli dışa dönüklük. Dünyaya açılmak.

Rab’bin iradesine uygun olduğunu gördüklerinde Allah’ın Sözü’nü ilan etsinler (Rnb XVI,7).

Kendini Rab’be vermek, daha doğrusu kendini tamamen O’na emanet etmek –“Nerede olurlarsa olsunlar tüm kardeşler kendilerini Rabbimiz İsa Mesih’e adadıklarını ve bedenlerini O’na emanet ettiklerini hatırlasınlar” (Rnb XVI, 10) – bireysel olarak değil veya yalnızca topluluk içi (her zaman geçici) ruh birlikteliği arayarak değil, ama Allah’ın Sözü’nü duyurmak için dünyanın yollarını dolaşmak üzere Rab’bin müjdecileri olma davetini kabul ederek, Rab’be ait olduklarından neşe duymaya çağrılan küçük kardeşlerin yaşamındaki kurucu hareketi temsil eder. Mühürlenmemiş Kural’da, İncil müjdeciliğinin neyi içerdiğini söyleyen çok kelime ile karşılaşılmaz. Söylenecek “şeyler” hakkında “çözümsel” talimatlar yoktur. Bununla birlikte, Aziz Fransua’nın niyetinin, somut uygulamaya dayalı bir müjdelemeyi tercih ettiğinden emin olabiliriz: Her şeyden önce, kişi kendisinin karşılaşacağı başkalarına karşı beklenti içinde olmaktan vazgeçmelidir. Allah’ın Sözü’nün açık bir şekilde müjdelenmesi önemini korumaktadır, ancak kişi kendine has ilişki tarzıyla sözlü olarak ilan ettiği Söz’e ihanet etmeme sorumluluğunun da bilincinde olması gerekir.

Aslında, daha da köklü bir şekilde, eğer Mühürlenmemiş Kural’da şu özgürleştirici ve şaşırtıcı husus vurgulanırsa, belki de hakikatten uzak olunmaz: Çoğu zaman İncil, yoksul insanlar olarak durumumuzu kabul etmek dışında, hiçbir şey söylemeden veya yapmadan ilan edilebilir. Nitekim tüm bizler her şeyden önce, bu koşulu kabul etme alçak gönüllüğüne çağrıldık. Her zaman merhamete muhtaç olan köklü sınırlama koşulunu kişi kendi bedeninde göstererek kurtuluş mesajı duyurulur: “Öyle ki, biz hepimiz sefiller ve günahkârlar olarak, senin adını anmaya layık değiliz. Rabbimiz İsa Mesih, senin sevgili ve seni memnun eden Oğlun, Avutucu Kutsal Ruh ile beraber sana her şey için şükretsin” (Rnb XXIII, 5).

 

SONUÇ OLARAK

Hiç mühür değmemiş

Mühürlenmemiş: Bu ifade, birçok sebepten ötürü resmi papalık onay mührünü hiç almayan bir metinle karşı karşıya olduğumuzu belirtir. Bu mührün eksikliğini daha fazla irdelemek, sadece kendimize bu resmi ve yasal gerçeği hatırlatmak için değil, aynı zamanda varoluşsal önemine odaklanmak için faydalı olabilir. Başka bir deyişle, -bir metinden çok- “sınırları olmayan”, hâlâ açık ve “üretken” bir tanıklık armağanı sunduğu için Rab’be şükretmeliyiz. Mühürlenmemiş Kural tek başına kâğıt üzerinde olduğu gibi ele alınamaz, zira “ilahi esinleme” (Rnb II, 1) ile inançlarını Aziz Fransua’nın dehasıyla uyum içinde yaşama davetini kabul edenlerin canlı dokusunda yer alabilir.

Zamanımızın birçok sıkıntısının ortasında, dünyanın en farklı yerlerinde pek çok erkek ve kadının dertlerini paylaşırken, yine de Hristiyan umudunun iyimser ateşini canlı muhafaza etme arzusunu besleyelim ve dünyanın sefaletleri arasında Rab’bi övmekten hiçbir zaman vazgeçmeyen Aziz Fransua’nın minnettar hislerini yürekten kabul edelim. Çünkü sadece “O iyidir, merhametli, yumuşak, hoş ve tatlıdır; sadece O kutsaldır, adil, gerçek ve doğrudur; sadece O iyilikseverdir, O masumdur ve saftır. Her bağışlama, her lütuf, her yücelik ondan ve onun aracılığıyla gelir” (Rnb XXIII, 9).

Fransisken Ailesi’nin tüm üyelerini, Mühürlenmemiş Kural’da açıkça ifade edildiği üzere, Allah’ın Ruhu tarafından yönlendirilen, insan deneyimine dayanan ve tüm yaşamlarının merkezine Allah’ı koymaya hazır olan tüm insanlara O’nun sunduğu şaşırtıcı sevgi ve yakınlığa yatkın bir yaşam sürmeye olan Aziz Fransua’nın davetini anmak üzere sizleri bize katılmaya davet ediyoruz.

 

Her şeye gücü yeten, en yüksek, en kutsal, yüce Allah,

Kutsal ve Adil Peder,

Rab, Göğün ve Yerin Kralı,

Tanrılığın için sana şükrederiz.

(Rnb XXIII,1)

Roma, 4 Ekim 2020

Assisili Aziz Fransua’nın Görkemli Bayramı

Kardeş Michael A. Perry
Minister generalis OFM

Kardeş Roberto Genuin
Minister generalis OFMCap

Kardeş Carlos A. Trovarelli
Minister generalis OFMConv

 

 

Tüm kardeşlerden, ruhumuzun kurtuluşu için

bu hayata dair yazılmış olan bu metni öğrenmelerini,

anlamalarını ve sıklıkla hatırlamalarını diliyorum

(Rnb XXIV,1)

BİZİMLE İLETİŞİME GEÇİN

Şu anda burada değiliz. Ama bize e-posta gönderebilirsiniz, en kısa zamanda size geri dönüş yaparız.