Kilise Doktoru Aziz Augustine

Augustine, bugün hala üzerinde çokça çalışılan ve alıntılanan teolojik, mistik, felsefi, tefsir metinlerinin yazarlarından biridir. Yazıcıların koruyucu azizi olarak bilinir.

Afrika ve Avrupa arasında köprü görevi gören Kilise Doktorlarından biridir. Kilise teolojisi ve dünya genelinde “İtiraflar” adlı kitabı bugün hala araştırılmakta, yeniden basılmakta, okunmakta ve üzerinde düşünülen en önemli kaynaklardan biri olmaktadır.

Allah’a olan sevgisini geç keşfettiği için pişmanlıklar duyan Augustine: ”Seni geç sevdim, güzellik çok eski ve çok yeni, geç sevdim seni. Ve işte sen içimdeydin ve ben dışarıdaydım ve işte seni arıyordum…. Seni tattım ve şimdi sana acıktım ve susadım. Bana dokundun ve şimdi huzuruna kavuşma arzusuyla yanıyorum”; sözleriyle bu pişmanlığını ifade etmiştir. Augustine Aurelius, “İtiraflar”da böyle yazar. Çünkü hayatı iki aşamaya ayırır. Birincisi, yolu arayan, birçok hata yapan bir günahkar olduğu yol, diğeri ise Allah sevgisini kucaklama amacına ulaşmak için ateşli bir arzu duyduğu yoldur.

Aziz Augustinein Hayatı

Agostino Aurelio, 13 Kasım 354’te Afrika’da Numidia’da Tagaste’de küçük toprak sahiplerinden oluşan orta sınıf bir aileden dünyaya geldi. Babası Patrizio bir pagandı. Annesi ise Hıristiyan olmasına rağmen din eğitimi vermek için olgunlaşmasını bekledi. Ona dini bir eğitim veren, ancak o zamanlar adet olduğu gibi onu vaftiz etmeden olgun yaşını beklemek isteyen annesi oldu.

Çok hareketli bir çocukluk geçirdi, ancak erken yaşlardan itibaren kendisini büyük bir günahkar olarak ilan etti. Ancak “İtiraflar”da yazdığı sözlerden birinin önereceği gibi kesinlikle günahlarla dolu  biri değildi. Gerçek günahlar daha sonra başladı. Tagaste’deki ve ardından yakınlardaki Madaura’daki ilk eğitiminden sonra, 371’de, zengin bir yerel bey olan Romaniano’nun yardımıyla Kartaca’ya gitmesi onun için bir denenmeydi.

Agostino 16 yaşındaydı ve ergenliğini çok canlı ve coşkulu bir şekilde yaşadı. Okuluna devam ederken, 372’de kendisine oğlu Adeodato’yu veren Kartacalı bir kızla yaşamaya başladı.

Bu ilişki, çocuğun beklenmedik bir şekilde doğmasıyla 14 yıl sürdü. Augustine, dedikleri gibi, sonuçsuz ve dağınık davranışını daha basit bir yola geri getirerek yerleşmeye ve Kartaca’da olan çalışmalarına konsantre olmaya zorlandı.

Augustinein Yolculuğu

Anne Monica’nın gözyaşları olumlu bir etki yaratmaya başladı. Cicero’nun “Ortensio” adlı bir kitabını okuması sayesinde, bir filozof olarak mesleki açıdan olgunlaştı. Çünkü Latin yazar, iradenin ondan uzaklaşmasına yalnızca felsefenin yardım ettiğini doğruladı. Kötülük ve erdem konusunda daha derin bilinçle düşünmeye başladı. 

Ne yazık ki Kutsal Yazıları okumak onun akılcı zihnine hiçbir şey söylemedi ve annesinin açıkladığı din artık ona “çocukça bir batıl inanç” gibi göründü, bu yüzden gerçeği Maniheizm’de aradı.

Maniheizm, MS üçüncü yüzyılda Mani tarafından kurulan, Hıristiyanlığın unsurlarını ve Zerdüşt dinini birleştiren bir oryantal dindi. Temel ilkesi dualizmdi. Yani biri iyi diğeri kötü olan, iki eşit derecede ilahi ilkenin sürekli karşıtlığıydı. 

Öğrenimini tamamladıktan sonra 374’te Tagaste’ye döndü ve annesi Monica’nın ayrılmayı tercih etmesi nedeniyle tüm ailesiyle birlikte evinde misafir edildi. 376’da iki yıl sonra küçük Tagaste kasabasından ayrılıp Kartaca’ya dönmeye karar verdi ve tekrar Maniheizm’e çevirdiği Romalı arkadaşının da yardımıyla burada bir okul açtı ve burada yedi yıl öğretmenlik yaptı.

Bununla birlikte, Maniciler arasında, Augustinus, hakikat arzusunun kesin cevabını hiçbir zaman bulamadı ve tüm şüpheleri ortadan kaldırması gereken 382’de Kartaca’da gerçekleşen Episkopos Fausto ile yaptığı görüşmeden sonra da, ikna olmadı ve bu nedenle, Maniheizm’den uzaklaştı.

Yeni deneyimlere hevesli ve Kartacalı öğrencilerin disiplinsizliğinden bıkan Augustine, kendisini Afrika’da tutmak isteyen sevgili annesinin dualarına direnerek, tüm ailesiyle birlikte imparatorluğun başkenti Roma’ya taşınmaya karar verdi.

Roma’da, Maniheistlerin yardımıyla bir okul açtı, ama o rahat değildi, Romalı öğrenciler, derslerini dikkatle dinledikten sonra, mutabık kalınan ücreti ödeme zamanı geldiğinde sinsice ortadan kayboldular.

Neredeyse ölümüne yol açan çok ciddi bir hastalığa yakalandı, aynı zamanda Romalı Maniheistlerin, toplum içinde kusursuz ve iffetli bir davranış sergiliyorlarsa, özel yaşamlarında ahlaksız olarak yaşadıklarını saptadı; iğrenerek ondan sonsuza dek uzaklaştı.

Ve Milan, dönüşümünün belirleyici aşamasıydı. Burada Aziz Ambrose’nin vaazlarını dinleme fırsatı buldu. Düzenli olarak katedralde bulunan Ambrose’nin sözleri Augustine’nin kalbine kazınmaya başladı. 

Ayrıca yaşlı bir rahip olan San Simpliciano ile sık sık ziyaret ediyordu. Ambrose ona doğru ilhamı vermek için piskoposluğa; iyi bir sezgiyle onu Neo-Platoncuları okumaya yönlendirdi, çünkü yazıları “her şekilde Tanrı ve Sözü fikrini” önerdi.

Monica tarafından havari Pavlus’un mükemmel iffet konusundaki tavsiyelerine uymaya ikna edildiği ve aynı zamanda Roma kanunlarına göre alt sınıftan olduğu için pratikte bir cariye olan karısını terk etmeye ikna olduğu varsayılmaktadır. 

Papalıktan bir arkadaşının evinde, onunla keşişlerin iffetli hayatı ve St. Antonio üzerine konuştu. Arkadaşı ona Aziz Paul’un Mektupları kitabını da vererek uğurladı. Evine dönen Agostino, kendini bahçeye çekerek acılı bir çığlık attı ve ağlarken “Tolle, lege, tolle, lege” (al ve oku) diyen bir ses duydu. Kitabı açtı ve Paul’un Mektupları’ndan rastgele bir bölüm okudu: “Aydınlıkta olduğu gibi dürüst davranalım: şenlik ve sarhoşluk ortasında değil, kirlilikler ve kötülük arasında değil, anlaşmazlıklar ve kıskançlıklar arasında değil. Rab İsa Mesih’i giyin ve arzularınızı takip etmeyin ”(Rom. 13, 13-14).

Birkaç hafta daha retorik öğrettikten sonra, Agostino her şeyi bırakarak annesi, oğlu ve yaklaşık otuz kilometre ötedeki bazı arkadaşlarıyla birlikte emekli oldu. Milano’dan Cassiciaco’ya meditasyonda, felsefi ve ruhsal sohbetlerde; her zaman annesinin yanında olmasını istedi, böylece bilge sözleriyle katılabildi.

Annesini kaybettikten sonra mallarını satıp fakirlere dağıttı. Piskopos Valerio’nun inananlara, özellikle vaaz vermede kendisine yardımcı olabilecek bir rahip adanmasını teklif ettiği yerel bazilikada tesadüfen bulunmuştu. Bunu duyan ve onun varlığını fark eden müminler bağırmaya başladı: “Augustine rahibi!” İlk başta çekingen davransa da sonrasında Allah’ın iradesi olarak  Augustine vaazları kabul etmek zorunda kaldı.

Hippo şehri ondan çok şey kazandı, çalışmaları çok verimli oldu, her şeyden önce episkopostan manastırını Hippo’ya devretmesini, daha sonra Afrika rahipleri ve piskoposlarının seminer kaynağı haline gelen yaşam seçimini sürdürmesini istedi.

Augustinus inisiyatifi, din adamlarının geleneklerinin yenilenmesinin temellerini attı, diye düşündü: “Rahiplik o kadar büyüktür ki, sadece iyi bir keşiş bize iyi bir din adamı verebilir”. Ayrıca, 9. yüzyılda Düzenli veya Augustinian Kanunları Topluluğu tarafından kabul edilen bir Kural yazdı.

Piskopos Valerio, Augustine’nin başka bir yere taşınmasından korkan halkı ve Numidia primatı Calama’lı Megalius’u Hippo’nun yardımcı episkoposu olarak kutsamaya ikna etti. 397’de Valerio öldükten sonra Episkopos oldu. 

Episkopos Augustine

Manastırdan ayrılmak ve çok iyi bir şekilde yürüttüğü ruhların çobanı olarak yoğun faaliyetini üstlenmek zorunda kaldı, öyle ki aydınlanmış bir episkopos olarak ünü tüm Afrika Kiliselerine yayıldı.

Aynı zamanda tüm ideolojik bilgileri kapsayan ve felsefeden özür dilemeye, dogmatikten ahlaki ve pastorale, İncil’den polemiğe kadar çok sayıda eserler yazdı. Augustinus’un o zamanlarda Kilise’nin birliğini harap eden sapkınlıklara karşı verdiği şiddetli ve ateşli savaşı yansıtır: İyi bildiği Maniheizm, piskopos Donato tarafından ortaya çıkan Donatizm ve Breton keşişi Pelagius tarafından savunulan Pelagianizm…

Bu sapkınlıkları ve onlara atıfta bulunan çeşitli hareketleri çürütmede tartışmasız ustaydı. Müdahaleleri sadece zamanın papazlarını aydınlatmakla kalmadı. Aynı zamanda Katolik teolojisinin geleceğe yönelik bu alandaki yönelimini de belirledi.

429’da, Hippo, her yere ölüm ve yıkım getirdikten sonra, Genseric († 477) tarafından komuta edilen Vandallar tarafından üç ay boyunca kuşatıldı. O sırada ciddi şekilde hastalanan kutsal episkopos dünyanın sonunun yakın olduğu izlenimini edindi. 28 Ağustos 430’da 76 yaşında öldü. Hippo’nun yangın ve yıkımı sırasında Vandallardan çalınan bedeni, daha sonra diğer Afrika episkoposlarının kalıntılarıyla birlikte Piskopos Fulgenzio di Ruspe tarafından 508-517 yılları arasında Cagliari’ye nakledildi.

Yazar: Antonio Borrelli

Edit: Celestina Gökçe

BİZİMLE İLETİŞİME GEÇİN

Şu anda burada değiliz. Ama bize e-posta gönderebilirsiniz, en kısa zamanda size geri dönüş yaparız.

Not readable? Change text. captcha txt