Ben kapıyım. Tanrı’yı tanımak istiyorsak, bu kapıyı iyice tanımalıyız.

Paskalya bayramında Rabbin dirilişi bizler için büyük sevinç nedeni olur. Şimdi ise göğe çıkışı benzersiz bir mutluğun nedenidir. Bugün, zavallı doğamızın Mesih’te, tüm göksel orduların, meleklerin tüm derecelerinin, tüm yücelik yüksekliklerinin ötesinde Peder Allah’ın tahtına kadar yükseldiği günü anımsar ve kutlarız. Hıristiyanlığın tüm varoluşu, Allah sevgisini, mucizelerini daha çok açıkladığı, gizli bir tanrısal uğraşı dizisine dayanır ve onunla yükselir. Her ne kadar bunlar insan algılamasını aşıyorsa ve derin, saygılı bir korkuyu yaratıyorsa da inanç eksilmez, umut sarsılmaz ve sevgi soğumaz.

Maddi görmenin anlamadığı şeye hiç tereddüt etmeden inanmak ve arzuyu bakışla varamadığı yere sabitleştirmek, gerçekten yüce yüreklerin gücü ve sağlam vicdanların ışığıdır. Kaldı ki, kurtuluş dünyasının salt duyumlarımızla çözebildiğimiz şeyleriyle oluşacaklarsa, sevgi yüreklerimizde nasıl doğabilir? İnsan, iman aracılığı ile nasıl aklanabilir?
Bunun içindir ki, Kurtarıcımız’da görülen şeyler gizemli törelerin ayin şekillerine geçti. Daha sonra inancın daha özgün ve sağlam olabilmesi için, dolaysız görmenin yerine, yüce ışıkla aydınlatılan iman sahiplerinin yüreklerini izleyecek olan Kilise’nin Eğitme Yetkisine (Magisterium) geçti.

Bu iman Rabbin göğe çıkışı ile arttı ve Kutsal Ruh’un bağışı ile daha da sağlamlaştı. Korkuları ile ne zincirler, ne hapis, ne sürgün, ne açlık ya da ateş, ne vahşi hayvanların ısırmaları, ne de baskı yapanların zulmünden doğan en inceltilmiş işkenceler, bu inancı ortadan kaldırmayı başaramadılar. Bu inancın uğruna dünyanın her tarafından salt erkekler değil, kadınlar da; salt çocuklar değil, müşfik genç kızlar da kanlarını akıtıncaya dek mücadele ettiler. Bu inanç şeytanları kovdu, hastalıkları yendi, ölüleri diriltti.

Aziz Havariler bile, çok sayıda mucizelerin teyidine ve bunca söylevlerden aldıkları öğretiye rağmen, Rabbin korkunç azabı ile korkuya kapılmışlar ve tereddütle dirilişinin gerçeğini kabul etmişlerdi. Fakat sonradan, Rabbin göğe çıkışından öylesine bir yarar sağlamayı bildiler ki, daha önce onları bu denli korkutan her şeyi sevince dönüştürdüler. Ruhları, Peder’in sağına oturan Mesih’in tanrısallığına bakmakla meşguldü. Bedeninin görülen mevcudiyeti nedeniyle, Peder’den gelen, fakat Peder’ini hiç terketmeyen ve Peder’e yeniden çıkmakla şakirtlerinden hiç uzaklaşmayan Kelam’a doğru ruh bakışlarını sabitleştirmekten artık engellenmiyorlardı. İşte o zaman, sevgili kardeşlerim, insanoğlu, Tanrı’nın Oğlu olarak Peder’in şanlı görkemine girdiğinde, en yüce ve aziz bir şekilde kendisini tanıtmaya başladı ve görülen insanlığında bizden daha da uzaklaşan O, benzeri olmayan şekilde tanrısallığında bir kat daha belirgin oldu.O zaman daha çok aydınlanan inanç, Oğul ile Peder’in benzerliğini gitgide artan bir ölçüde sezebilecek duruma geldi ve Mesih’te, Peder’den daha aşağı kıldığı o bedeni görmek ve ona dokunma gereksinimini duymadı. Çünkü bedenin doğası yüceltilmiş Mesih’te kalmakla birlikte, inançlıların inancı Peder’e eşit Tek Doğan’ı fiziksel temasla değil, ruh teması ile dokunabileceği ortama yönlendiriyordu.

LEO MAGNUS († 461)

BİZİMLE İLETİŞİME GEÇİN

Şu anda burada değiliz. Ama bize e-posta gönderebilirsiniz, en kısa zamanda size geri dönüş yaparız.