Başkalarını bağışladığımız gibi, bizi de bağışla.

Monika (331-387), Aziz Augustinus’un annesidir. Augustinus inanını yitirdiği zaman, Monika’nın gözyaşları sessiz bir dua gibi Tanrı’ya yükseldi. O dinine döndüğü zaman, annesi çok mutlu oldu. Artık yeryüzünde hiçbir beklentisi yoktu. Bundan dolayı Ostia’da anavatanı olan Afrika’ya dönmeye hazırlanırken, Tanrı onu kendine çağırdı.

Annemin bu dünyayı terkedeceği gün yaklaşırken – Tanrım, sen o günü biliyordun, ama biz bilmiyorduk – gizemli düzenlemelerin sonucu, ikimiz yalnız kaldık. Oturduğumuz evde pencereye dayanmıştık ve bahçeyi görüyorduk. Tiberis ırmağının ağzında, Ostia’daydık. Uzun bir yolculuğun verdiği yorgunluktan sonra, kalabalıktan uzakta, deniz yolculuğu için dinlenip kendimizi toparlıyorduk. Yalnızdık, yumuşaklıkla konuşuyorduk. Geçmişi unutarak ve geleceğe yönelerek, gerçeğin yanında, yani senin yanında, azizlerin ebedi yaşantısının ne olacağını birlikte arıyorduk. Bu ebedi yaşantıyı göz görmemiştir, kulak duymamıştır, kalp kavrayamamıştır. Yüreklerimiz, kaynağının göksel dalgalarına doymak bilmeden açılıyordu: Sende olan yaşam kaynağı.

Söylediklerimden değişik biçimde de olsa, bunları konuşuyorduk. Ama, Rabbim, senin bildiğin gibi o gün böyle konuşurken ve bu konularla toplum bizim için tüm değerini kaybederken, annem bana dedi ki: “Oğlum, bana gelince, artık bu yaşamda hiçbir şey zevk vermiyor. Şimdi ne yapacağım? Neden şimdiye dek buradayım? Bilemiyorum. Bu dünyaya olan umudum artık tükenmiştir. Bir tek nedenle, biraz daha yaşamayı istiyordum. Ölümümden önce seni Hıristiyan olarak görmek istiyordum. Tanrı bana gereğinden çok şey verdi. Çünkü görüyorum ki sen Tanrı’ya, dünya zevklerini küçümseyecek denli hizmet ediyorsun. Ben burada ne yapıyorum?”
Bu sözleri nasıl yanıtladığımı anımsayamıyorum. Bundan beş gün, belki de biraz daha sonra ateşi yükseldi ve yataktan kalkamadı. Hastalığı süresince bir gün kendini kaybetti ve çevresindekileri tanıyamadı. Hemen yanına koştuk, ama o çabucak kendine geldi. Kardeşimle birlikte ayakta yanında olduğumuzu gördü ve ardından bir şey arıyormuş gibi: “Ben neredeydim?” diye sordu.

Ardından son derece üzgün olduğumuzu görünce şöyle dedi: “Annenizi burada gömersiniz.” Ben susuyordum ve gözyaşı dökmemeye çalışıyordum. Erkek kardeşime gelince, o bazı şeyler söyledi. Yabancı bir ülkede ölmeyi istememeliydi; anavatanında ölmek kişi için daha mutlu bir yazgı idi. Bu sözleri duyunca, annemin yüzünü gergin bir ifade kapladı ve böyle düşündüğü için kardeşime sitem eder gibi baktı. Ardından bana bakarak şöyle dedi: “Bak ne diyor?” Ve her ikimize şunları söyledi: “Bedenimi istediğiniz yere gömün, bu sizi kaygılandırmasın. Ancak nerede olursanız olun, Rabbin sunağında beni anımsamanızı istiyorum.” Sözcükleri güçlükle bulup, bunları söyledikten sonra sustu. Çünkü hastalığı ağırlaşıyordu ve acı çekiyordu.

AUGUSTİNUS (354-430)

BİZİMLE İLETİŞİME GEÇİN

Şu anda burada değiliz. Ama bize e-posta gönderebilirsiniz, en kısa zamanda size geri dönüş yaparız.