Kişinin dostları için canını vermesinden daha büyük bir sevgi yoktur.

Sevgili kardeşlerim, birbirimizi eksiksiz bir sevgi ile sevmeliyiz. Rab bunu şöyle tanımlamıştır: “Kişinin dostları için canını vermesinden daha büyük bir sevgi yoktur”.
Bundan çıkan anlam, İncilci Aziz Yuhanna’nın mektubunda yazdıklarıyla aynıdır: “Mesih İsa bizler için canını verdiği gibi, bizler de kardeşlerimizin uğruna ölebilmeliyiz”. Evet, o bizim için canını vermiştir ve o bizi sevdiği gibi, bizler de birbirimizi sevmeliyiz.
Süleyman’ın Özdeyişleri şöyle der: Hükümdarla yemeğe oturduğun zaman, sana sunulan yemeklere iyice dikkat et. Harekete geçmeye hazırlan, çünkü biliyorsun ki onu aynı oranda ağırlamalısın.

“Hükümdarla yenen yemek” nedir? Elbette ki bizim için canını verenin bedenini ve kanını yiyip içtiğimiz yemektir. O sofraya oturmak ne demektir? Alçakgönüllülükle yerini almak demektir. “Sunulan yemeklere iyice dikkat etmek” ne demektir? Böyle büyük bir lütfun bilincinde olmak demektir. “Onu aynı oranda ağırlamak için harekete geçmeye hazırlanmak” ne demektir? Sana önce de söylediğim gibi bunun anlamı şudur: Mesih İsa bizim için canını verdiği gibi, biz de kardeşlerimiz için canımızı verebilmeliyiz. Kuşkusuz Havari Petrus’un dediği gibi: “Mesih İsa bizim için acı çekti ve bizim de onu izlememiz için bir örnek oluşturdu”. Bunun anlamı şudur: “O’nu aynı oranda ağırlamak”. Şehitler, ateşli bir aşkla böyle davranmışlardır. Şehitler mezarında yaptığımız ayinlerin bir anlamı varsa, onların doydukları şölene katılmak için Rabbin masasına oturuyorsak, tıpkı onlar gibi bizim de “aynı oranda ağırlamayı” bilmemiz gerekir.

Bu nedenle şehitleri anıyoruz. Bu sofraya oturmakla bunu yapıyoruz; amacımız, huzur içinde yatan diğer ölüler için yaptığımız gibi onlar için dua etmek değildir. Tam tersine şehitlerin bizim için dua etmesini istiyoruz ve amacımız onların izinde olmak ve yolunda yürümektir. Çünkü onlar, Rabbin bundan büyüğü olamaz dediği aşkı yaşamışlardır. Onlar, Rabbin masasında aldıklarını kardeşlerine sunmuşlardır.
Bunun anlamı, Rab Mesih İsa’ya kanımızı dökünceye kadar tanıklık edersek, O’na eşit oluruz demek değildir. O’nda, hayatını vermek ve geri almak gücü vardı. Bize gelince, istediğimiz kadar yaşamıyoruz ve istemesek bile ölüyoruz. O, ölmekle ölümü ortadan kaldırmıştır. Bize gelince, O’nun ölümü ile ölümden kurtulduk. O’nun bedeni çürümedi. Bizim bedenimiz çürüyecek ve ardından dünyanın sonu gelince, O’nun tarafından bozulmazlıkla donatılacaktır. O’nun bizi kurtarmaya gereksinimi yoktur, oysa biz O’nsuz hiçbir şey yapamayız. O, kendini bize asma göstermiştir, bizler de çubuğuyuz ve O’nun dışında yaşamımız olamaz.

Sonuç olarak, kardeşler kardeşleri için ölürse, hiçbir şehidin kanı kardeşlerin, günahlarının bağışlanması için dökülmez. Bunu bizim için Rab yapmıştır. Bunu yaparken, onu taklit etmemizi istememiş, ancak ona şükretmemizi beklemiştir. Şehitler kardeşleri için kanlarını döktükleri zaman, Rabbin masasında kendilerine ne verildiyse, onlar da “aynı oranda ağırlamışlardır”. O halde birbirimizi sevelim, tıpkı Mesih İsa’nın bizleri sevdiği gibi ve bizler için kendini teslim ettiği gibi.

AUGUSTİNUS (354-430)

BİZİMLE İLETİŞİME GEÇİN

Şu anda burada değiliz. Ama bize e-posta gönderebilirsiniz, en kısa zamanda size geri dönüş yaparız.

Not readable? Change text. captcha txt