Allah korkutmak değil de sevilmek istiyor.

“Allah’ın merhameti uğruna size yalvarırım” (Rom. 12, 1). İstekte bulunan Pavlus’tur, daha doğrusu Pavlus’un aracılığı ile istekte bulunan Allah’tır. Çünkü korkutmak değil aksine, daha çok sevilmek istiyor. Allah istekte bulunuyor. Çünkü Rab değil de Peder olmak istiyor. Rab merhametten istekte bulunuyor, sert şekilde cezalandırmamak için.

İstekte bulunan Rabbi dinle: bakın, bende vücudunuzu görün, uzuvlarınızı, kalbinizi, kemiklerinizi, kanınızı görün. Allah’a ait olandan korkuyorsanız, neden sizin olanı sevmiyorsunuz hiç olmazsa? Efendinizden kaçıyorsanız, neden Pederinize başvurmuyorsunuz?
Yoksa bana çektirdiğiniz azabın ciddiyeti mi sizi utandırıyor? Endişe etmeyin. Bu haç benim için değil, ölüm için bir tahriktir. Bu çiviler bana fazla acı vermiyorlar, size karşı olan sevgimi daha derin şekilde içime kazıyorlar. Bu yaralar beni inletmiyorlar, aksine sizleri içime sokuyorlar. Vücuduma Yayılan acıyı artırmaktansa, sizi içime alabilmem için kalbimin boyutlarını genişletiyor. Kanım benim için yitirilmiş sayılmıyor, fidyeniz olarak armağan ediliyor. Gelin o halde, geri dönün. Kötülüğü iyilikle, hakaretleri sevgiyle, büyük yaraları yüce bir merhametle karşılayan baba şefkatini deneyin en azından.

Şimdi de Havari’ye kulak verelim: “Tanrı’ya kendinizi sunmanız için size yalvarırım” (Rom. 12, 1) diyor. Böylece Havari tüm insanları, canlı bir kurban gibi kendi vücutlarını sunmak için kahinlik kademesine yükseltilmiş gibi görür.
Ey hıristiyan kahinliğinin sınırsız onuru! İnsan, kendi için kurban ve kahin oldu. İnsan, Allah’a kurban etmesi gereken şeyi kendi dışında aramıyor, fakat kendi Allah’a kurban edeceğini beraberinde ve içinde taşıyor. Kurban, değişmeksizin kalır ve kahin de değişmez. Çünkü kurban kesilir, fakat yaşar ve kahin kurban edene ölümü veremez.
Ne takdire değer bir adama, vücut yaralanmadan ve kan akıtılmadan sunuluyor. “Allah’ın merhameti için vücutlarınızı canlı bir adak olarak sunmaya sizi çağırıyorum.”Kardeşlerim bu kurban, Mesih’inkine benzerdir ve seçtiği amaca uygundur. Çünkü dünyaya yaşam vermek için vücudunu kurban etti ve canlandırdı. Gerçekten vücudunu yaşayan bir kutsal ekmek haline getirdi ki, öldürüldüğünde yaşayabilsin. O halde bu kurbanla, ölümün ücreti karşılanıyor. Oysa kurban kalıyor, kurban yaşıyor ve ölüm cezalandırılıyor. Bu yüzdendir ki, şehitler ölünce doğuyorlar, sondan yaşamaya başlıyorlar. Öldürülünce yaşıyorlar, yeryüzünde ölmüş sanılanlar, gökyüzünde parlıyorlar.

“Kardeşlerim, Allah’ın merhameti için vücutlarınızı canlı, kutsal bir kurban olarak sunmaya sizi çağırıyorum” diyor. Peygamberin öngördüğü budur: Ne kurban ne de adak istedin, fakat bana bir vücut verdin (bak: Mez. 39, 7). Ey insan, Allah’ın kurbanı ve kahini ol. Tanrısal iradenin sana verdiği, uygun gördüğü şeyi yitirme. Arılığın kuşağını beline sar, azizliğin giysisini giy. Mesih, başının koruyucusu olsun. Haç, alnının savuncusunu olarak kalsın. Tanrısal bilimin kutsal gizini göğsüne yaklaştır. Duanın buhurunu, tatlı bir koku gibi daima yükselt. Ruhun kılıcını kap, yüreğinden bir sunak yap. Böylece sarsılmaz bir güvenle, vücudunu kurban olarak Allah’a sun.
Allah ölümü değil, insanı arıyor. Kanına değil, dualarına susamıştır. Ölümle değil, irade ile yatışır.

PETRUS KRİSOLOGUS (380-450)

BİZİMLE İLETİŞİME GEÇİN

Şu anda burada değiliz. Ama bize e-posta gönderebilirsiniz, en kısa zamanda size geri dönüş yaparız.