Benim için, Tanrı’ya yakın olmaktan başka mutluluk yok!

“Felaket anında ben onun yanındayım” der Tanrı (Mez. 90, 15). O halde ben felaketten başka ne dileyebilirim ki? Benim için, Tanrı’ya yakın olmaktan başka, hatta bu kadarı da değil, umudumu Tanrı’ya yöneltmekten başka mutluluk yok! Çünkü Tanrı, “Ben onu kurtarmak, yüceltmek isterim” diyor (Mez. 90, 15).

“Felaket anında ben onun yanındaydım” diyen Tanrı şunu da ekliyor: “İnsan çocukları arasında bulunmaktan haz duyarım” (Özd. 8, 31). Emanuel, Tanrı bizimle. O üzgün olanlarla birlikte olmak için, üzüntümüzde yanımızda bulunmak için yeryüzüne indi. Ancak birgün, gökyüzünün bulutları üstünde Rab ile karşılaşmaya götürüleceğiz. Böylece ebediyen Rab ile birlikte olacağız. Yeter ki, karşılığında bize ebedi vatanı verecek olanın, daima yoldaşımız olmasına özen gösterelim. O, şimdi yol olursa, yarın vatanın kendisi olacak.

Rabbim, sen yanımda oldukça, felaket benim için kardır. Bu benim için sensiz hükmetmekten, sensiz bayram etmekten, sensiz şana kavuşmaktan iyidir. Felaket anında sana sarılmak, sınamalarda yanımda olduğunu bilmek benim için, göklerde de olsa sensiz olmaktan daha karlıdır. Gerçekten, göklerde senden başka neyim olabilirdi? Ya yeryüzünde, senin dışında ne diyebilirim? Altın saf olduğunu ateşte kanıtlar. Tanrı’nın rızasına ulaşan insanlar ise, felaket sınamasında. Evet, sen işte orada onların arasından sen, geçmişin üç çocuk öyküsünde olduğu gibi senin adına bir araya gelenlerin arasındasın. Korkmak neden? Sınamadan kaçmak için bunca çaba göstermek neden? Ateş yakar, ancak Rab felaket anında yanımızdadır. Tanrı bizimle olunca, kim bize karşı çıkacak? Bizi kurtaran da O olursa, bizi elinden kim alıp götürebilir? Bize şan veren O olursa, bu şanı bizden kim alabilir?

Rab, “Ben onu uzun günlerle doyuracağım” der (Mez. 90, 16). Bu sözün açık anlamı şudur: Ben onun ne istediğini, neye susadığını, neden zevk aldığını bilirim. Hayır, o ne altından, ne gümüşten, ne şehvetten, ne meraktan, ne de saygınlıktan zevk alır. Bunlar onun için zarardır. Bunları hor görür, süprüntü sayar. O kalbin derinliklerinde silinip gider. Kendini tatmin edemeyecek şeylerle meşgul olmaya tahammülü yoktur. Kimin benzerinde yaratıldığının, ne denli büyük olabileceğinin bilincindedir. Önemsiz bir peşinat uğruna onsuz bir yoksunluğun kurbanı olmak istemez. “Ben onu uzun günlerle doyuracağım.” Çünkü ancak aydınlık onu ihya edebilir. Ancak ebedi aydınlık onu doyurabilir. Çünkü o aydınlığın sonu yoktur, parlaklığı sönmez, tadı tiksindirmez.

BERNARDUS (1090-1153)

BİZİMLE İLETİŞİME GEÇİN

Şu anda burada değiliz. Ama bize e-posta gönderebilirsiniz, en kısa zamanda size geri dönüş yaparız.

Not readable? Change text. captcha txt