Seven kişi, sevgiliye ‘Seni Seviyorum’ demekten bıkmaz.

Melek Meryem’e şöyle dedi: “Senden doğacak çocuk kutsal olacak ve ona Tanrı Oğlu adı verilecek. O ki, bilgenliğin kaynağıdır, yüce göklerdeki Peder’in Sözü’dür. Bu Söz, senin aracılığın ile ten olacak, ey Bakire. Böylece, ben Peder’deyim, Peder de bende diyen, ben Peder’den çıktım ve dünyaya geliyorum diyebilecek.”

Başlangıçta Söz vardı. Kaynak o zamandan beri fışkırıyordu. Ancak henüz kendi içinde. Söz Tanrı’da idi, gerçekten erişilmez bir ışıkta. Rab baştan beri şöyle diyordu: “Ben barış düşünceleri tasarlıyorum, felaket düşünceleri değil.” Ancak tasarın ruhunun derinliklerine gömülü, biz onun içeriğini bilmiyoruz. Zira kim Tanrı’nın düşündüğünü bildi ya da kim onun danışmanı oldu.Bu nedenle barış tasarısı, bir barış yapıtı şekline girdi. Söz insan oldu ve o andan bu yana aramızda yaşıyor. Kalplerimizde yaşıyor, iman sayesinde, belleğimizde yaşıyor, düşüncemizde yaşıyor ve hayalimizin içine kadar iniyor. Gerçekten de daha önce insan, Tanrı hakkında nasıl bir fikir edinebilirdi, onu kalbinin yarattığı bir put olarak görmekten başka. Çünkü Tanrı anlaşılmaz ve erişilmez, görülmez ve tümüyle hayal etme gücümüzü aşan bir varlıktı. Ancak şimdi kendisini anlamamızı istiyor, görebilmemizi istiyor, düşüncemizle kavrayabilmemizi istiyor.

Nasıl diye mi soruyorsun? Kuşkusuz samanlıkta yatarak, Bakire’nin kucağında uyuyarak, dağ başında vaaz vererek, gece boyunca dua ederek olduğu kadar, Çarmıha gerilerek, ölümde solarak, ölüler arasında özgür olarak ve cehennem üzerinde hakimiyet kurarak. Nihayet üçüncü gün ölülerden dirilerek, şakirtlere zaferinin işareti izlerini göstererek ve önlerinde gökyüzüne yükselerek.Bu olayların içinde gerçek, içten, kutsal düşünceler uyandırmayacak tek bir olay var mı? Bunlardan hangisini düşünsem, Tanrı’yı düşünmüş olurum. Tüm bunların içinde O vardır, Tanrım vardır. Bu olayları düşünmeye dalmak bilgeliğin kendisidir, bunu daha önce de söylemiştim. Aklın gerektirdiği iş ise, bu olayların anısının verdiği hazzı canlandırmaktır, canlı tutmaktır. Kahin Harun’un değneğinden fışkıran bademlerin tadı gibi, Meryem’in göklerden toplayarak üzerimize yağdırdığı tat gibi.

BERNARDUS (1090-1153)

BİZİMLE İLETİŞİME GEÇİN

Şu anda burada değiliz. Ama bize e-posta gönderebilirsiniz, en kısa zamanda size geri dönüş yaparız.

Not readable? Change text. captcha txt