Hıristiyanlığın bölünmesi rezaleti yüzünden dünyaya verilen acının yükünü biz Katolikler başkalarından çok hissetmeliyiz.

Takdir edilecek bir lütufla Tanrı’nın Kilise’si, zamanın dolgunluğunda kocaman bir aile olarak gerçekleşebilmesi için kurulmuştur. İnsan türünün evrenselliğini kapsama görevini taşıdığında, bildiğimiz gibi, özelliklerinden biri olan episkoposluk birliğinin aracılığı ile Tanrısal şekilde açıklamıştır. Rabbimiz Mesih, “Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi. Bu nedenle gidin, bütün ulusları şakirtlerim olarak yetiştirin” (Mat. 28, 18) dediğinde Baba’dan aldığı görevi salt Havarilere teslim etmekle yetinmedi. Episkoposlar topluluğunun, çift ve çok sıkı bir bağla eksiksiz şekilde tek olmasını da istedi. İlki, Kutsal Ruh’un aracılığı ile yüreklere aktarılan (Rom. 5, 5) inancın ve sevginin iç bağıdır. Diğeri ise, dışta, herkesin üzerindeki tek bir kişinin iktidarıdır. Nitekim Petrus’a, birliğin sürekli başlangıcı ve görülen temeli olarak, diğer Havarilere kıyasla üstünlük verildi.

Oysa, bu tür bir birliğin ve uyuşmanın devam edebilmesi için yüce şekilde tedbirli olan Tanrı bunu, deyim yerindeyse, kutsallığının ve aynı zamanda şehitliliğin damgası ile kutsamak istedi. Bu denli yüce bir şan, Polock başepiskoposu, Doğu Slav mezhebinden, Aziz Josafat’a verildi. Kendisi, haklı olarak, Doğu Slavların onuru ve desteği sayılmaktadır. Hiç kimse, adlarına daha üstün bir ün vermedi ve kurtuluşları ile de uğraşmadı, bu çoban ve havarinin verdiği ve uğraştığı kadar, çünkü o, Kilise’nin birliği için kendi kanını akıttı. Dahası var. Tanrısal bir esinle her yerde kutsal birliği yerine getirmek amacı ile harekete geçtiğinde, Doğulu ayinlerin ve Aziz Basilius’un kuralını izleyen manastır düzeninin uygulamasının, Katolik Kilise’nin birliği içinde tutulmasının çok yararlı olduğunu anladı.

Benzer şekilde, vatandaşlarının Papa ile birleşmelerini özellikle arzu ettiğinden, her yerde bunun öncülüğünü yapabilecek ve sağlamlaştıracak konular arıyor ve başta Doğuluların ve ayrılmış olanların, Kilise Babalarının talimatlarına uygun olarak kullandıkları dua kitaplarını özellikle inceliyordu. Bu denli hamarat bir hazırlıktan sonra, güçlü ve şefkatli bir şekilde, birliğinin onarımına el attı ve öylesine bol bir ürün elde etti ki rakipleri bile ona “ruh kaçıran” adını uygun gördüler.

PİUS (XI. PAPA) (1857-1939)

BİZİMLE İLETİŞİME GEÇİN

Şu anda burada değiliz. Ama bize e-posta gönderebilirsiniz, en kısa zamanda size geri dönüş yaparız.