Gerçek barış.

Barış sadece bir savaş olmaması değildir, hasım güçler arasında bir denge kurulmasına indirgenemez, despotik bir hakimiyetten doğmaz, fakat ona adaletin eseri adını vermek çok doğru ve çok uygundur. O, insan toplumu içinde yer alması ilahi Kurucusu tarafından öngörülmüş bir düzenin, daima daha mükemmel bir adaleti gerçekleştirmenin özlemini duyan insanlar tarafından gerçekleştirilecek bir düzenin ürünüdür. Gerçi, insaniyetin ortak yararının, temel planı içinde, ebedi yasa tarafından yönlendirildiği doğrudur; fakat somut gerekleri konusunda, bu ortak yarar, zamanın akışı ile birlikte, sürekli değişikliklere tabidir. Dolayısı ile barış hiç bir zaman, ikinci bir defaya gerek bırakmayacak surette elde edilemez: durmadan tesis edilmeye muhtaçtır. Ayrıca insan iradesi şaşabilir olduğundan ve günahla malül bulunduğundan, barışın gerçekleşmesi herkesin daima ihtiraslarına hakim olmayı bilmesini ve meşru otoritenin uyanık bulunmasını gerektirir.

Fakat bu yeterli değildir. Bu yeryüzünde barışın elde edilebilmesi için, şahısların rahatı güven altında olmalıdır; şahıslar kendiliklerinden, güven içinde, düşünce ve yaratıcı dehalarının zenginliklerini birbirlerine iletmelidirler. Başka insanlara ve halklara ve de onların haysiyetine saygı göstermek hususunda sağlam bir irade, kardeşliğin gerçek şekilde araştırılması barışın inşası için zorunludur. Bu şekilde barış, adaletin sağladığı avantajlardan çok daha uzağa giden sevginin de ürünüdür.

Komşuya duyulan sevgiden doğan yeryüzü barışı, Peder Allah’dan gelen Mesih’in barışının sureti ve sonucudur. Çünkü insan olmuş Allah’ın Oğlu, Barışın Prensi, haçı ile bütün insanları Allah’la barıştırdı. Herkesi, tek bir halkta ve tek bir bedende birleştirdi. Kendi bedeni içinde garazı boğdu (bk. Ef. 2, 16; Kol. 1, 20. 22) ve dirilişi ile yüceldikten sonra, insanların yüreğine sevgi Ruh’unu serpti. Bu nedenle bütün Hıristiyanlar, barış için yakarmak ve onu inşa etmek amacıyla gerçekten barışsever insanlara katılmak üzere sevginin gerçekliği içinde yaşamaya ısrarla çağırılmışlardır. Aynı Ruh’un etkisi altında, haklarına sahip olmak için, başkalarının hak ve vecibelerine zarar vermeden yapılabildiği takdirde, şiddet eyleminden vazgeçerek, en zayıf olanların bile erişebilecekleri savunma çarelerine başvuranları övmekle yükümlüyüz.

İKİNCİ VATİKAN KONSİLİ (1962 – 1965)

BİZİMLE İLETİŞİME GEÇİN

Şu anda burada değiliz. Ama bize e-posta gönderebilirsiniz, en kısa zamanda size geri dönüş yaparız.

Not readable? Change text. captcha txt