Kilise’nin misyonerlik görevi.

İmanı yaymak görevi, her birine düşen ölçüde, Mesih’in bütün şakirtlerine düşer. Bununla beraber, şakirtleri arasından, Mesih Rab, daima, kendisi ile olmaları için ve pagan uluslara vaazetmeye göndermek için istediklerini çağırmaktadır. Bu nedenle, Kilise’nin yararı için, özel yetenekleri istediği gibi paylaştıran Kutsal Ruh vasıtasıyla, Mesih bazılarına misyonerlik eğilimi telkin etmektedir. Ve aynı zamanda, Kilise içinde, bütün Kilise’ye düşen bu İncil’i duyurmak mükellefiyetini kendi özel görevleri olarak kabul eden Enstitüler ortaya çıkarmaktadır.

Gerçekten, yerli olsun, yabancı olsun, rahip, din adamı veya layik olsun, mizaçları, yetenekleri ve becerileri ile misyonerlik işini yüklenmeye hazır olan kimseler özel bir yönelimle ayrılırlar. Meşru otorite tarafından gönderilince, iman ve itaat içinde, Mesih’ten uzakta bulunanlara doğru yola çıkarlar; bu kimseler, paganların Allah tarafından kabul edilen, Kutsal Ruh tarafından kutlulaştırılan bir takdime olmaları için, İncil’in hizmetkarları olarak, çağrılmış oldukları görev için bir tarafa ayırılmışlardır. Çağıran gerçek Allah’tır, fakat insan ona, her türlü beşeri nedenin dışında, tümüyle İncil’in işine bağlanacak şekilde yanıt vermelidir. Oysa bu yanıtın verilmesi, ancak Kutsal Ruh bunu teşvik ederse ve bunun için güç verirse, mümkündür. Çünkü gönderilen kimse, hizmetkar durumunu alarak kendini soymuş olan Kimsenin yaşamı ve misyonu içine girmektedir. O halde misyoner, hayat boyunca yöneliminde ısrar etmeye, kendinden ve o zamana kadar sahip olduğu bütün şeylerden vazgeçmeye ve herkes için her şey olmaya hazır olmalıdır.

Uluslar arasında İncil’i duyururken, onu kendi elçisi olmakla görevlendirmiş bulunan Mesih’in gizemini güvenle tanıtmalıdır; Haç ayıbından dolayı kızarmadan, gerekli bütün yüreklilikle onda konuşmalıdır. Yumuşak ve alçakgönüllü olan, Hocasının izlerini takip etmekle, onun boyunduruğunun taşınmasının kolay ve yükünün hafif olduğunu gösterecektir. Gerçekten İncil’e uygun bir hayata, gevşemeyen bir metanete, sabıra, yumuşaklığa, özverili bir yardımseverliğe sahip olmakla, ve bu, gerekli olduğunda, kanını dökünceye dek, böyle olursa, Rabbine tanıklık etmiş olacaktır. Onu sınayan bütün üzüntülerde ve en derin sefalette, muazzam bir sevinç bulunduğunu keşfedebilmek için Allah’tan güç ve cesaret alacaktır.

İKİNCİ VATİKAN KONSİLİ (1962 – 1965)

BİZİMLE İLETİŞİME GEÇİN

Şu anda burada değiliz. Ama bize e-posta gönderebilirsiniz, en kısa zamanda size geri dönüş yaparız.

Not readable? Change text. captcha txt